Aklımızı dağıtan, köklü düşünmemizi zorlaştıran, bazen bizi saldırgan yapan, başarıyı engelleyen, bir işe başlamamızı engelleyen, moralimizi bozan, içimizi ekşiten, huzursuzluk veren, tecrübelerimizi yoksayan, bizi kaos ve belirsizlik içinde sürüncemede bırakan asıl kaynak korkudur.Bütün öfkelerin ve agresifliğin kaynağı da korkudur. Takıntılı aşkların kaynağında, bir yerlere körü körüne bağlanmanın kaynağında da hep korku var.
İstemediğimiz şey olmaktan korkmak, istediğimiz şey olamamaktan korkmak, gelecekten korkmak, pişman olmaktan korkmak, başarısızlıktan korkmak, belirsizlikten korkmak, envai çeşit eşyadan korkmak, korkmaktan korkmak, tekrar tekrar aynı kötü şeyleri yaşamaktan korkmak, örnekler sınırsızca artırılabilir.
Sorunu çözmek için kaynağa inmek gerekir. Korkunun kaynağında da her zamanki gibi egomuz yatıyor. Bir işi başarmak için yola çıktığımızda, başaramamaktan korkmamızın sebebi, egonun kendisini çok önemli, başarısızlıklarla yanyana koyamayacak sayması ve daha da derininde kibiri yatmakta.
Ego öle bir şey ki göt gibidir herkesde war .bunu düşünürsek egomuza onun özel olmadığını, kibre gerek kalmadığını, başarısızlık için de korkmasının yanlış olduğunu anlatabiliriz.
Bu yoldan gidersek diğer bütün korkuların çözümünü de elde etmiş oluruz. Pek tabii irkilme, ani korku, ürkme ve fobiler farklıdır. Onlar ayrı bir konu.
Çoğu kişinin aşk sandığı, körü körüne bağlanma isteği, kabul edilmemekten korkmak, beğenilmemekten korkmak, korkuyu yenmek için efkara meyillenme, bir ortamda gereğinden fazla durunca çürüyen kişinin, dışarıdan gelen taze ete fazla değer vermesi, kaybedilenin değere binmesi, hep egonun hileleridir. Altında kibir, kendini beğenme, tembellik ve bencillik yatıyor.
Büyük -kişi için büyük değişiklik, normal hayat gidişatında ilginç sayılacak- olayların ardından, her şey bitmişçesine kendini salıvermek, yine insanı kaosa sürüklüyor. Görevlerimize kaldığı yerden devam etmeliyiz.